User: denisima |
TUNCAY APINAR ask siiri tiyatrocu ve sinema oyuncusu Tuncay Akpinar'in kendisne ait biir siiriri yorumlamasi sahnede Tags: siir tuncay akpinar tiyatro cinema.londra arcola issiz adam iyi seneler londra renkart |
User: denisima |
KIRKISRAK TURKUSU-1.CANDIR DAGI AHMET GUVEN ciyaye candire geleneksel guzel kurtce bir turku ahmet guven den ayrintili bilgi icin ahmetguven.com Tags: kirkisrak.Ahmet Guven. KILAME KURDI. mikail aslan new kudish ciwan haco siwan perwer kurtce .halay .yeni turku klame kurdi.alevi kurds.kizilbas aynur dogan.kizilirmak pirsultan abdal sariz kirkisrak binboga daglari |
User: denisima |
EDIP AKBAYRAM konser Hayatı [değiştir]Henüz 9 aylıkken çocuk felcine yakalandı. Daha sonraları Adana'ya yerleşti ve kendi orkestrasını kurdu. 1968 yılında liseyi bitirip İstanbul'a geldi. Lisede kurdukları orkestrada Pir Sultan Abdal'ın, Karacaoğlan'ın deyişleri üzerine yaptıkları besteleri çalıp söylemişlerdi. İlk plağını da lise yıllarında yaptı: "Kendim ettim kendim buldum". İlk plağını çıkardığı grubun adı Siyah Örümcekler'di. Plakta zaten "Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası" ve "Edip Akbayram ve Siyah Örümcekler" başlıkları altında iki farklı baskıyla çıktı. 1972 yılında Aşık Veysel'in bir şiirinden esinlenerek gerçekleştirdiği ilk bestesi olan "Kükredi Çimenler" ile, Günaydın gazetesinin yeniden düzenlemeye başladığı Altın Mikrofon yarışmasıyla yurtçapında üne kavuşur. "Aldırma Gönül" ve "Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz" adlı şarkılarıyla satış rekorları kıran ve altın plak kazanan sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından verilen 250 kadar ödülü mevcuttur. 1974'te Dostlar Orkestrası'nı kurdu ve Anadolu pop müziğinin önde gelen isimlerinden biri oldu. 1981-1988 yılları arasında bestelerinin TRT'de çalınması yasaklandı. 1979 yılında Ayten hanımla evlenen sanatçının bu evliliğinden Ozan adında bir oğlu ve Türkü adında bir kızı var. Diskografi [değiştir] Güzel Günler Göreceğiz, 1996 Türküler Yanmaz, 1994 Unutamadıklarım, 1992 Nedir Ne Değildir?, 1977 Albümleri [değiştir]Dün ve Bugün 3 (2005) Dün ve Bugün 2 (2004) 33'ünçü (2002) Selam Olsun (2001) İlk Günkü Gibi (1999) Dün Ve Bugün (1998) Yıllar (1997) Güzel Günler Göreceğiz (1996) Türküler Yanmaz (1994) Bir Şarkın Olsun Dudaklarında (1993) Unutamadıklarım (1992) Senden Haber Yok (1991) Şahdamar (1990) Özgürlük (1988) Yeni Gelen Güne Türkü (1986) Dostlar 1985 (1985) Dostlar 1984 (1984) Nice Yillara Gülüm (1982) Nedir Ne Değildir? (1977) Tags: mogollar .folk .anadolu rock .baris manco haluk levent kirac ahmet kaya ozgun anadolu muzigi TURKU |
User: denisima |
lucifire show lucia baya tehlikeli bir cambaz atesle oynuyor dans ediyor ve adami dayak delisi ediyor Tags: lucifire LONDON LIVE MUSIC NIGT PARRTY cinema |
User: denisima |
london LONDON STOP THE WAR '''''''''''''' 2.000.000 Tags: LONDON HIDE PARK anti abd .war |
User: denisima |
SEVARA NAZARKHAN konser( leman sam sarkisi soyluyor) ozbek asili sarkici sevara asya ve pasik kitasinin yilin sanacisi odulunu aldigi yil ingiltere de verdigi konserden goruntuler Tags: sevara nazarkhan |
User: denisima |
KIRKISRAK binboga daglarinin uzerinde yer alan kirkisrak genis cografi yapisiyla degisik bir yerlesim alani evler genellikle su baslarina kurulu obalar seklide her oba kendi sulalesinin ismiyle anilmaktadir Kayseri İli Sarız İlçesi'ne bağlı olan ve Orta Anadolu'da Binboğa Dağları'nın eteğinde bulunan Kırkısrak Köyü, tahminen 200 yıl kadar önce Malatya - Akçadağ İlçesi Harunuşağı Köyü'nden gelenler tarafından kurulmuştur. Zamanla hızlı nüfus artışı ve ekonomik sıkıntılar gibi nedenlerle önce Kırkısrak Köyü'nden yeni köylere göç edilmiş, ( İncirli, Y. Kabaktepe, Eski Yassıpınar, Y. Borandere gibi ) daha sonra büyük kentlere ve yurtdışına yoğun göçler olmuştur. Bugün Kırkısraklıların büyük çoğunluğu Kayseri, Ankara, Bursa, Balıkesir, İstanbul, Antalya, İzmir gibi kentlerimiz ile Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Avusturya, Belçika, Kanada gibi ülkelere yerleşmişlerdir. Kırkısraklıların kendine özgü kültürel özellikleri bulunmaktadır. Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen Kırkısraklılar bu kültürel özelliklerini günümüze kadar korumuş ve sürdürmüşlerdir. Geçmişteki büyüklerimizden, tüm insanları ayırmadan sevmenin, saymanın, misafirperverlikle kucaklamanın, dürüstlüğün, bilimselliğin ve akılcı düşüncenin önemli erdemler olduğunu öğrendik. Yine büyüklerimizden öğrendiğimiz barış içinde ve kardeşçe yaşama, namuslu ve onurlu olma, yaşama ve yaşatma sevgisi, topluma ve insanlığa saygılı olma, sevinçleri ve acıları paylaşma, kadın haklarına saygılı olma, hoşgörülü olma felsefemizin, yüzyıllar ötesinden süregelen bu geleneksel değerlerimizin, günümüzde de insanlığın evrensel değerleri olduğuna inanıyoruz. Kırkısraklıların kendi çevrelerinde bilinen dayanışma ve yardımlaşma, insan sevgisi, kültürel değerlerine sahip çıkma geleneği, diğer kesimlere örnek teşkil etmekte ve bu özelliklerine gıpta ile bakılmaktadır. Ancak, insanlarımızın kentlere ve çeşitli ülkelere göç etmiş olmaları sebebiyle aralarında iletişimsizlik ve kopukluk oluşmakta, farklı toplumsal gruplar arasındaki uçurum büyümekte ve bir kültürel kimlik arayışı ortaya çıkmaktadır. Binbogalarda Dersim Dini Raa Heq'e Bagli Kurmanc-Kirdas (Kurt) Aleviler hakkinda 1906-1907 bir arastirma Kaynak:Alevilik ve Kurtler 1997 Wuppertal Almanya Mehmet Bayrak Sayfa 378-388- Hugo Grothe Kızılbaş köyü Kırkkısrak'ta bana, sorduğum her soruyu hiç çekinmeden yanıtlayan, çok zeki ve kendine özgür şahsiyeti olan, elli yaşlarında bir köylü çok yardımcı oldu. Kendisine ciddi bir ifade veren derin çizgileri olan, ancak gözleri canlı ve muzipçe bakan uzun sakallı bu köylü, sorduğum sorulara şarkta dini ko- nular sözkonusu olduğunda hiç alışık olmadığım, kendine özgü tarzda ince bir alayla yanıt verdi. Silahlı bu adam ile yaptığım konuşmayı hiç değiştirmeden ve- riyorum: 1- "-Kızılbaşlar kime inanır?" "-Allah, Ali ve Hüseyin'e. Bunlar ile yetinmeyenler Abbas ile İmamlara da başvurabilir.(8)" 2-"-Hocanız ve caminiz var mı?" "-Bu yaşıma kadar hoca görmedim. Canı dua etmek isteyen, evinde etsin. Birgün birisi köye bir cami yapalım diye teklifte bulundu, ama öyle bir şeyi köye yaparsak ancak içine eşekler doluşur yanıtını aldı." 3-"-Sünnet eder misiniz?" "-Evet, ama bu gelenektir zaten. Gerçi bu adamı fazla değiştirmiyor, sanki horozun gerdanından ya da köpeğin kulağından bir parça kesmişsin, aynı şey." 4-"-Ramazanı tutar mısınız?" "-Ha, o benim dostum, o gelirse ben tutmam, istediği gibi yoluna devam eder(9)." 5-"-Sizde nişan, düğün nasıl yapılır?" "-Nişan çiftlerin ana-babası ya da onların vekillerinin de hazır bulunması ile yapılır, on gün sonra da düğün. Eğer köyde Dede bulunuyorsa nikâhı o kıyar. Eğer yoksa kızın babası nikâhı kıyar ya da damat üç şahidin huzurunda kızı karı- lığa kabul ettiğini açıklar." 6-"-Sizde tek eşlilik mi çok eşlilik mi hakim?" "-Töremize göre tek kadın alırız(lO). 7-"-En önemli görevleriniz nelerdir?" "-En önemlisi misafirperverlik. Verdiği hizmet için misafirinden para alan birisine iyi göz ile bakılmaz. Köy halkı onu cezalandırabilir ya da köyden kovabi- lir. İnsanlar çıkar gözetmeksizin birbirleri ile yardımlaşmak ve varlıklarını pay- laşmak için doğarlar." 8-"-öğretilerinizi yazan ve yayılmasını sağlayan bir kitabınız var mı?" "-Ben de yok zaten okumasını da bilmem. Yaradan'a ve insanoğluna kar- şı yükümlülükleri emreden kitap, erdemli insanın kendi içindedir." Yörede yaşayan halka Kızılbaşların gizli gece ayinleri konusunda sorular sorduğunda "bunu desem beni döverler" yanıtını aldım. Bu konuda Tavla ve Kırkkısrak'daki iki adamım da suskun kaldı. Şimdiye kadar yaptığım araştırmala- ra bakılırsa Toroslar'da Dedenin önderliğinde yapılan gece ayinlerinin belli bir zamanı yoktu, köye Dede gelince yapılırdı. Ayinlerde duanın yanında bir çeşit dans da yapılırdı(ll). Burada gizemli eski Anadolu geleneklerinin etkisi olduğu kadar eski Hıristiyan akşam yemeği törenleri de aklımıza gelmektedir. Törene ka- tılanlar vücut hareketleri ile birlikte çok yüksek duygu ve düşünce yoğunluğu içinde bir çeşit vecde kapılıp Ali sıfatında Tanrı'ya taparlar(12). Karanlıkta ya- pıldığı söylenen ahlâksızlıklar da kuşkusuz iftiradan ibarettir. Mumların söndürülmesi ve karanlık ise mistik bir hava yaratarak dua ve ibadetlere da- ha iyi konsantre olmak için oluştururlar. Ortamdan ibaret olsa gerek. Kızıl- başların ibadetleri Müslümanlarda olduğu gibi namaz kılarak, kısaca belli bir şekle ve hareketlere bağlı kalarak yapılmamaktadır. Kızılbaşlar "içlerindeki" se- se uyarak dualarını ederler. Ancak onlarda da ya da Dedelerde de nesilden nesile geçen bazı duaların ezberde olduğu düşünülmektedir. Kızılbaşlar hakkında edindiğim bilgi ve gözlemlerim bundan ibaret. Çok daha ayrıntılı ve tatmin edici bilgileri ise ancak Kızılbaşların yanında bir süre yaşayan ve Dede'nin güvenini kazanan birisi edinebilir. Torosların dışında Ma- raş'm doğusunda Aksu platosunda da Kürtçe konuşan Kızılbaşlarla karşılaştım. Bunlar kendilerini Kızılbaş ya da Alevi olarak nitelemektedirler. Demek ik bu iki terim bir tutulmaktadır. Bu iki terim arasındaki bağlantıları açısın- dan doğuya doğru yönlendirilmekteyiz ve kanımızca Bektaşi, Kızılbaş, Nu- sayri, Ali-İlahiler vs. hepsi de sonuçta aslında birbirine bağlı olan dinsel bir öğretinin değişik şekillerde adlandırılmalarıdır ve sağlam bir teşkilatlanma oluşturulamadığı için yaşadıkları bölgelere göre farklılıklar geliştirmişlerdir. Bu düşüncemizi daha da ileriye götürüp, bu inançdaki toplulukların kanbağı da taşıdığını varsayabiliriz. Henüz 1908 yılında, Jacob tarafından ortaya çıkarılan materyali daha bilmezken (Gezi raporumun 15. sayfası) tüm bu mezheplerin bel- ki de özellikle Anadolu ve Kuzey Mezopotamya'da yaşayan ve büyük ölçüde put- perestlikten henüz kurtulamamış olan ve İran'dan gelen Şiilikten, özellikle de Sûfilikten etkilenen dağınık Hıristiyan toplulukların bir kalıntısı olabileceği konu- sunda yazmıştım. Tüm bu farklı inançlara sahip insanların genelde ana yollardan uzak, ulaşılması güç dağlık bölgelerde yaşadıklarını ve böylelik ırklarını ve inançlarını koruduklarını göz önünde bulundurursak bu dini grupların etnik olarak da birbirine bağlı oldukları olasılığı ortaya çıkmaktadır. İlk zamanlar geniş bir alanda yaşayan bu halk uygun sığmaklar bulmak için dört bir yana göç et- mişlerdir. Bu gruplar arasındaki akrabalık bağı kuşkusuz Anadolu'nun isla- miyet öncesi nüfusuna dayanmaktadır. Bunu, Mısır sanatının bize sağladığı, antropolojik özelliklerin çok iyi belirtildiği Ön Asya halk tiplerine ilişkin resimler kanıtlamaktadır. Luschan, Tahtacılar ile ilgili raşatırmasında, kafatası incelemelerine daya- narak, Likyalı Tahtacıların ve Bektaşilerin en yakın akrabaları olarak aynı öz- gün kafatası yapısına (hipsikefali) sahip olduklarından Ermenileri göstermiştir. Luschan daha da ileri gederek Anadolu'nun geniş bir kesiminde bir zamanlar ho- mojen bir yerli halkın yaşadığını ve bunların bir bütün olarak bozulmadan Erme- nistan'da yaşadığını, ancak ülkenin diğer bölgelerinde de Türklerde İslam mez- heplerinde ve Yunanlılarda da bunların kalıntılarının bulunduğunu söylemektedir. (l.c. s. 20) Ben de gözlemlerimde, Orta Toroslarda yaşayan Kızılbaşlar ile Torosların güneyinde Cihan'ın batısındaki dağlık bölgede(14) yaşayan Ermenilerde aynı ka- fatası yapısı ile karşılaştım. Bu gerçekler; tartışmasız, Toroslardaki bu bölgede bir zamanlar homojen bir "proto-Ermeni" (Luschan) halkın yaşadığını ve bugün bile belli fizyolojik özelliklerini kalıtım yolu ile koruduğunu kanıtlamaktadır(15). Şimdi eğer Mısır taş anıtlarında resm edilmiş olan figürlerde Hitit tipi özellikleri- ne rastlanıyorsa, Mısırlılar'm H-ta diye nitelendirdikleri halkın, daha önce sözü edilen Anadolu'daki proto-Ermeni halkın ya da onların akrabalarından söz edildi- ği sonucuna varmamız mümkündür( 16). Winckler tarafından yapılan incelemeler bize Hititler adı altında şimdiye kadar birçok halk gruplarının da adının geçtiğini göstermiştir(17). Ancak kesin olan birşey varsa, o da menşeleri konusunda hâlâ kesin olarak belirlenemeyen Hitit özellikleri taşıyan bu grupların Toroslar civa- rında yaşamış olmalarıdır. Bunu tartışmasız olarak Toros bölgelerinde bulduğum Hitit işaretleri ile bezenmiş anıtlar kanıtlamaktadır. (Bak. Ön Asya gezim I. Ana- dolu'daki Hitit sanatına ait anıtlara ilişkin notlar S. CCCV f.) Comanain yazıtla- rında verilen Yunanca olmayan isimlerin (bak ebenda S. CCXXXVII, ayrıca Jerphanion'un (Taurus et Capadoce Melanges d. 1. Faculte Orientale Beyrouth. Tome IV, s. 327) bu en eski Hitit halk katmanına mı yoksa daha geç Kapadokya halkına mı işaret edip etmediğini araştırmayı, Hitit yazısını da deşifre etmiş olma- sı gereken daha genç nesil araştırmacılara bırakıyoruz. Zamanında Strabo'da Ka- tonları ve Kapadokyalıları aynı dili konuşan iki farklı kabile olarak nitelemiş, Anadolu'nun iç kısımlarındaki halkların birbiri ile olan çözülmesi güç ilintilerine değinmiştir. (XII. 1. s. 533)(18) Katoonların Hititlere yakın bir halk mı yoksa ta- mamıyle onlar ile özdeş mi olduklarına karar vermek güç. Kaldı ki Kapadokyalı- lar daha geç bir göç katmanına sahiptir. Sykes'in bize Tur-Abidin dağlarındaki Jakobitler ve Yezidilere( 19) ait, kısa- cası daha doğuda ve güney doğudaki kabilelere ait, sunduğu tipolojik resimlere baktığımızda yine karakteristik olan hipsibrakesefal kafa yapısına rastladığımızda (bu özellik Puschf-i-kuh(20)daki Feililurlarda Kafkasyalı kanı taşıyan kabilelerde de gözüme çarpmıştı.) İki sonuca varabiliriz: Birincisine gelince, Luschan'ın de- diği gibi bugünkü Ermeniler ile akraba olan homojen halk kitlesi sadece Anado- lu'nun bazı bölgelerinde değil, Torosların etekleri boyunca uzanan tüm bölgeler- de ezelden beri yaşadığı ortaya çıkmaktadır, bunun da ötesinde sui generis (ben- zeri bulunmayan) diye nitelendirdiğimiz bu eski kavimin izlerini sürersek doğuya doğru yol alıp olası köken ülke olarak da Kafkasya'ya ulaşmaktayız. Heinrich Ki- epert de zaten 1878'deEski Coğrafya (s. 73) adı altındaki ders kitabında Anado- lu'nun ve Ermenistan'ın dağlık bölgelerinde ve civarında Aryan göçten daha ön- ceki tarihlere ait, belki de Kafkas ve yarı (Sub) Kafkas grupları ile akraba olan es- ki bir halkın yaşadığını öne sürmüştür. Bu tahminler Pauli (Lemnos adasında bu- lunan Yunan öncesi yazıtlar, 1886 ve 1894) ve Hommel (Antropoloji Arşivi 1890) tarafından somut dayanaklar ile desteklenmektedir. Kısacası, ırkların kö- kenlerine ilişkin araştırmalar kadar içinde tezatlar barındıran başka bir konu yok- tur. Bu nedenle bölgedeki halkların kökenlerini, halkların birbirine karışmasını araştırırken coğrafyacılar, filologlar, anatomistler ve Anadolu etnografyası uz- manları ile sıkı işbirliği içinde olmak gerekmektedir. Önümüzdeki araştırmadan da anlaşılacağı gibi, Kızılbaşlar'a etnik özelliği olan ve bu yörelerdeki yerli halk ile Kürtlerden(21) daha fazla bulunan bir toplu- luk olarak bakmamız gerekir. Araştırma yaptığımız bölgelerde Kürtler, daha çok Carpu havzasında, Huni (Chuni)de, Binboğa dağının doğusundaki köylerde ve El- bistan ovasımn(22) batı ve güneydoğusunda yaşamaktadırlar. Ancak Elbistan ovası bölgesindeki Kürtler saflıklarını koruyamamışlar, Afşarlar ve Moğolis- tan'dan buraya göçeden topluluklar (Yörükler) ile karışmışlardır. Burada konuşu- lan dil de daha çok Türkçe'dir. Kürtlerin bulunduğu yerlerin batıya doğru sınırını çizmek istersek Fırat'a doğru uzanan Arabant çayı vadisini izleyip buradan Erke- nes çayına kadar Maraş ovasından(23) geçip, sonra tekrar kuzeyden Elbistan ova- sına doğru Ceyhan Irmağı ile kesiştiği yere kadar ilerlememiz gerekir. Elbistan'ın doğusundaki dağlık bölgelerde yaşayan Kürtler kışın güneye doğru kayarlar. Ba- zı kabileler hala yarı göçebedir, örneğin yazın Maraş'in güneyinde Gavur Gölün- deki yüzen bir adada bulunan Nuhrak dağında yaşayan bir aşiret ile karşılaşmış- tım. Bunların tipleri (bah. res. 58) Afşarları andırmaktaydı, diğer bir deyiş ile Mo- ğul karışımı sezilmekteydi. Toros bölgesindeki Kızılbaşlar, özellikle erkekleri, fiziksel olarak Afşarlardan belirgin bir farklılık gösterirler, örneğin daha uzun boylu güçlü kuvvetli bir yapıya sahipler. Bu da belki dağlık bölgelerde yaşamala- rına bağlanabilir. Bu insanların yüzleri genelde uzunca, kafa yapıları daha çok hipsibrakisefal, gözleri kahverengi nadiren de mavi, burun ince uzun, çene güçlü bir yapıdadır(24). Sadece yaşlı olanlar değil, orta yaşlı erkekler de sakallıdır. Kı- zılbaş kadınları Afşarlardan daha zayıf yapılı, onlar gibi başlık takmaktadırlar, ancak bunun için daha çok siyah rengi tercih etmektedirler. Kırmızıya olan düş- künlüklerini etek şeklindeki önlüklerinden anlamaktayız. Kızılbaş ve Kürtlerin kültür seviyeleri de Afşarlarınki gibi düşük. Tarımcı- lık, hayvancılık ve el sanatları ile ilgili anlattığım gözlemlerin hepsi için de geçer- li. Evlerini hala çıra ile aydınlatıyorlar. Misafirperverlikleri ise Afşarlardan daha içten ve çıkarsız. Geceyi beş kulübeden oluşan bir oduncu köyü olan İncilikız'da (Indjerlikkıs) geçirmekteydim. Ev sahibi kadınlar bana yolluk hazırlamak için bü- tün geceyi ekmek ve tavuk pişirerek geçirdiler. Dipnotlar Tags: kirkisrak halk muzigi grup daglar 300 mikail aslan muzik vilage kayseri sariz anadolu |